BAR

Türklük Bilimi Araştırmaları

The Journal of Türklük Bilimi Araştırmaları is indexed by ULAKBİM-Sosyal Bilimler Veri Tabanı, MLA Modern Language Association, CSA Sociological Abstracts, LLBA Linguistics and Language Behavior Abstracts, EBSCO Academic Complete Search.

Son Sayılar

  • TAKDİM

    (42)

    DERGİPARK MAKALE TAKİP SİSTEMİ

     Değerli Türklük Bilimi gönüllüleri,

    Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları, 40. sayıdan itibaren yazıların hakem sürecini ve bu süreç içinde yazarla bütün iletişimlerini kayıt altına almak maksadıyla Dergipark makale takip sistemi üzerinden yürütmek istemekteydi. Ancak hem 40. hem 41. sayının işlemleri -gecikme tehlikesinden dolayı- söz konusu sistem üzerinden değil e-posta adresleriyle yazışılarak yapılmıştı. Çünkü yazarlar yazı yükleyememekten, dergi yönetimi olarak bizler ise yüklendiği söylenen yazıları görememekten yakınıyorduk. Beklenmeyen bu zorluklar karşısında kararımızı erteleyerek 40. ve 41. sayıları gecikmeye mahal vermeksizin yayınlayabilmiş idik. Fakat 42. sayının işlemlerini artık Dergipark makale takip sistemi üzerinden yapabilmeliydik.

    Aslında söz konusu sıkıntıları yaşayan, sadece TÜBAR değildi. Aynı şikâyetleri başka dergiler de dile getiriyordu. Bu arada Ulakbim söz konusu şikâyetleri gidermek için makale takip sistemini yeniledi. Aksaklıkların giderilmesi, sistemi daha kullanışlı hâle getirdi. Ancak yine de işlemlerimizi kolay yürütebildiğimiz söylenemez.

    Öncelikle hakemlere ulaşmakta sıkıntı çekilmektedir. Dergi editörünün hakem atayabilmesi için ilgili öğretim elemanının Dergipark makale takip sistemine kayıtlı olması gerekmektedir. Fakat pek çok kimsenin ad ve soyadıyla hiçbir alakası olmayan bir rumuzla üye olduğu görülmektedir. Bu durumda sistemin, “kullanıcı adı” yanında ya kişi adıyla (öğretim elemanının gerçek adı) aramaya elverişli olması yahut üyelik işlemini yapanlara, adı ve soyadı hatırlatmayacak bir takma ad kullanılmaması gerektiği ihtar edilmelidir. Bunun yanında hakemlerin dosya yüklemede çok uzun süre beklemeleri ama yine de başarılı olamamaları bir başka şikâyet konusudur. Hatta bu sebeple pek çok dergi bu sistemi kullanmak istememektedir.

    Ayrıca Dergipark internet sitesine ulaşım hususunda da yazarlar ve hakemler sorun yaşamaktadır. Sebep, Dergipark sisteminin güncel adresi (http://dergipark.gov.tr/) yerine, eski internet adresi (dergipark.ulakbim.gov.tr/?) üzerinden işlem yapılmaya çalışılmasıdır. Belki de aksaklıkların çoğu bu adres karışıklığından ileri gelmektedir.

    Kaydettiğimiz zorlukların tamamı Dergipark teknik ekibinin küçücük müdahaleleriyle giderilebilir.

    Her şeye rağmen bilimsel dergilerimizin işlemlerini bu sistem üzerinden yürütmesi, konuyla ilgili bilgi ve istatistik havuzu oluşturulması için son derece gereklidir.

    Türkiye’deki akademik dergilerin çoğu, yazılarını iki hakeme göndermektedir. Hâlbuki Türklük Bilimi Araştırmaları, üç hakemden rapor almak hususunda, baştan beri ısrarcıdır. Bu durum, dergimizin, yukarıda anlatılan zorlukları bir kat daha fazlasıyla yaşaması anlamına gelmektedir. Buna rağmen TÜBAR, sistemde kalmaya devam edecektir.

    Daha güzel, daha olgun sayılarla huzurunuzda olabilmek umuduyla…

    30 Kasım 2017 - Ankara

    Nâzım H. POLAT

    42. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (41)

    15 TEMMUZ VE SANAT

    Dergimiz Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR)’nın 40. sayısındaki “Takdim”de, 15 Temmuz’un daima hatırlanması için edebî eserlerle kalıcı kılınması gereği üzerinde durulmuştu. Sevindiricidir ki daha şimdiden, darbe girişimini lanetleyen 10 (on) eser yayımlandı. İstatistikçi dikkatiyle bakılırsa, ayda bir eser, yani iyi bir sonuç demek… Bunlar içinde roman iddiasıyla vitrinlere yerleşenler de var. Roman… Yani günümüzün hâlis edebî türü… Ancak görülen odur ki bu eserlerden hiçbiri diğerinden pek farklı değil. Bunların edebiyat adına yazılanları da, fikir dünyamızı karanlıkta görüp ışıklandırmak isteyen cinsten olanları da öğretici eser niteliği gösteriyorlar. Hepsinden, gazete haberi derlemesi veya televizyon için düşünülmüş belgesel kokusu hissediliyor. Bunların tarihe tanıklık edeceğine hiç şüphe yok. Fakat bunların hiçbirinin edebî eser kadar zaman direnci yoktur. “Ben de varım!”, “Ben buradayım!” demek için alelacele çırpıştırılmış metinler,  yarınki nesiller nezdinde konuyu cılızlaştırabilir.

    II. Meşrutiyet sonrasında, tiyatro metinlerinde tam bir patlama görülmüştü. Ancak pek çoğunun kalıbı aynı veya birbirine çok benzer durumdaydı: Müstebit padişah,  sürgün yemiş hürriyetçi subay, Meşrutiyet’in ilanı ve kahramanımızın âlây-ı vâlâ ile İstanbul’a dönüşü… Metnin tamamı okununca anlaşılır ki  “sürgün” denilen şey, İstanbul dışında bir yerde göreve gönderilmekmiş! Bu kadar basit olmalarına rağmen, söz konusu piyesler, devrin siyasî ve toplumsal zemininde bir karşılık bulmaktan dolayı o gün için azımsanmayacak bir piyasa oluşturmuşlardır. Fakat olayın verdiği hararet geçince o metinler de hatırlanmaz olmuşlardır.

    Toplumsal gerçekçilik adına yazılmış köy romanlarının da sayıca çok olduğu rahatlıkla söylenebilir. Fakat onlarda da devrimci aydın öğretmen, sırtını siyasî iktidara dayamış gaddar köy ağası ve onunla el ele vermiş mürteci köy imamı değişmez kadrodur. Köylerin göçler sebebiyle artık boşalacağı belli olduğu hâlde bu tür roman yazanlar vardı. Şimdi artık o romanların pek azı hatırlanabiliyor. Çünkü hepsi aynı tornada üretilmiş gibiydiler.

    27 Mayıs 1960 İhtilâli’nden sonra yazılan / yazdırılan nice şiir, hikâye, hatırat vb. türden kitap, bugün sadece kâğıt israfı ve orman ziyanlığı olarak değerlendirilebilir. Çünkü bunların çoğu da daha önce bahsedilen iki çeşidin karışımına benziyordu… Çünkü bunların çoğu, hissedilmeksizin, çalınan havaya ayak uydurmak ve -tabiî- durumdan vazife çıkararak kazanç sağlamayı amaçlıyordu.

    15 Temmuz’u yazacak kalemlerin önünde böylesi bağıran ama sesini yarına ulaştıramayan örnekler vardır. Toplumsal faydacı sanat, yarınlara kalabilmek için sanatın özüne, ferdiyetçi sanattan daha çok nüfuz etmek mecburiyetindedir. Doğal olarak bu daha zordur, zor olacaktır, zor olmalıdır. Çünkü zorda ulviyet vardır.

    *

    Yoğunlaşan iş yükünden dolayı TÜBAR, artık tek editör tarafından değil, şimdilik dört kişilik editörler kurulu tarafından yönetilecektir.

    Daha güzel ve daha olgun sayılarda buluşmak dileğiyle…

    15 Mayıs 2017-Ankara

    Nâzım Hikmet POLAT

     

    41. Sayı/Issue
  • TAKDİM

    (40)

    15 TEMMUZ

    Kaba gücün yanında olmak, onu alkışlamak insanoğlunun en eski ve en onmaz hastalığıdır. Ona yabancı bir coğrafya, onu tanımayan bir kavim, onunla yüz yüze gelmeyen bir nesil gösterilemez. Galip geleceğini düşündüğü kaba gücün, silahın yanında yer tutmak, şahsî menfaat hırslarının yansımasıdır. Hukuksuz kaba güç, haydutluktur. Kahramanlık ise bir saniye sonra öleceğini bildiği, gördüğü hâlde silahın ve kaba gücün, haydutluğun karşısına dikilebilmektir. Nihal Atsız’ın ifadesiyle

    Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir

    Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir

    Kahramanlık içerek acı ölüm tasından

    İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

    15 Temmuz’un gerçek manası budur. 15 Temmuz’un gerçek manası, Ömer Halisdemir’in şahsında somutlaşmış gerçek bir kahramanlık destanıdır. Birkaç saniye sonra şehit edileceğini bile bile, hıyanetin başına kurşun sıkmak… Dünyevî beklentileri gönlünden geçirmemek… Tıpkı bunun gibi tankın karşısına elinde bayrakla çıkmak, tankın önüne yatmak, üstüne çıkmak... Evinin çatısına çıkıp bomba yağdıran uçaklara karşı su şişesi fırlatmak… Bütün bunların manası şudur: “Sen görevine ihanet ediyorsun. Milletin silahını millete karşı kullanıyorsun. Benim silahım yok ama millî irademi sana çiğnetmeyeceğim!”

    Bu söylediklerimiz arasında, 15 Temmuz’dan bugüne söylenmemiş bir şey yoktur. Bütün bunlar, bugünün tarihçisi için somut malzemelerdir, kaydedilip yarınki nesillere aktarılacaktır. Olup bitenler, sebep ve sonuçlarıyla tahlil edilip devlet ve toplum hayatında yapılan yanlışlar gösterilecektir. Ancak bu vesile ile bir şeyi hatırlamamız ve asla unutmamamız gerekir. Uzun vadede sanat, bilimden üstündür. Bugünün bilimi, yarın kuru bilgi yığını olacaktır. Daima canlı kalacak olan sanat eserleridir. Mağara duvarlarına, kayalarına çizilen resimler; sıradan insanın basit günlük ihtiyaçlarını gösterir. Ama o basit çizgiler; günümüz ressamını, sanattan anlayan herkesi heyecanlandırmaya devam ediyor.

    Eskiyi bir tarafa bırakalım, 20. Yüzyılın başlarındaki ne bozgunlarımızın ne de zaferlerimizin edebiyatımızda yeterince işlendiği söylenebilir. Hafızasını yitirmiş insan misali, Balkan bozgununu adeta unutmuşuz. Çünkü onu işleyen edebiyat, resim, heykel müzik, sinema, tiyatro vb. sanat eserimiz yok gibi. Çanakkale’de iki yüz elli bin kaybımızın olduğu söylenir. Sayıyı daha az olarak verenlerin bilgisini kabul edelim. Hatta sayıyı yarıya indirelim. Çanakkale ile ilgili bilim ve sanat eseri kitap sayımız ne kadar dersiniz? Kitap sayısını bir yana bırakalım; şiir, hikâye ve deneme gibi kısa metinlerin sayısı bile şehit sayımızın yüzde biri değildir. Bu durum, tarihe bakışımızı kültürle süslemek yerine hamasiyatla abartmak gibi bir olumsuzluğa götürüyor.

    O hâlde:

    Yarınki nesillerin    15 Temmuz’u basit bir kalkışma gibi değerlendirmemesi için yapılması gereken bellidir. Bol bol hatırat yazmalı, yarın ve yüz yıl sonra yazılacak romana, tiyatroya, sinemaya malzeme vermelidir. Günümüz sanatkârı; konuya asla bîgâne olmamalı, yazmayı, çizmeyi, inşa etmeyi ertelememelidir. Bütün bunlar yapılırken konunun uluslararası ilişkiler yönü göz ardı edilmemelidir.

    Güzel şeylerden bahsedeceğimiz yeni sayılar umuduyla…

    Ankara - 31 Ekim 2016

    Nâzım H. POLAT 

    40. Sayı/Issue
powered by negetics

GİRİŞ FORMU



BASILI DERGİ

ISSN 1300-7874

ELEKTRONİK DERGİ

ISSN 2564-6915