BAR

Türklük Bilimi Araştırmaları

TÜBAR (Türklük Bilimi Araştırmaları); ULAKBİM (Sosyal Bilimler Veri Tabanı), SOBİAD (Sosyal Bilimler Atıf Dizini), ASOS Index (Academia Social Science İndex) MLA (Modern Language Association), ve EBSCO (Academic Complete Search) dizinleri tarafından taranmaktadır.

  Türklük Bilimi Araştırmaları (TÜBAR) makale takip sistemine geçti. Dergiyi takip etmek ve derginin yeni sistemine abone olmak için http://dergipark.gov.tr/ ağ adresinden ulaşabilirsiniz.

Anasayfa Haberler - Son Haberler

Son Haberler

Joomla! Takımından Son Haberler

TÜRKLÜK BİLİMİ ARAŞTIRMALARI Sayı 29

e-Posta Yazdır PDF

TAKDİM(29)

YENİ LİSAN’IN 100. YILINDA 

Tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki günümüz Türkiye Türkçesinin yazı dili, 100 yıl önceki Yeni Lisan Hareketiyle şekillenmiştir.

Yeni Lisan Hareketi, Yeni Hayat diye adlandırılan bir dünya görüşünün parçasıydı. Hedef, Türk insanını “yeni” leştirerek dönüştüre-cek bir toplumsal ülkü, bir toplumsal proje idi. Yöntem, “taklit” değil “ibda” (yaratıcılık), kozmopolitliğe karşı durmak ve millîleşmekti. Bu düşünce, Balkan Savaşı hezimetinden sonra Türk’e bir millî uyanış ruhu vermiş, Millî Mücadele’nin de “fikir-kuvvet”i olmuştu.

Yeni Hayat ve Yeni Lisan Hareketi’ni ortaya atanlar, tam bir mahviyetle (alçakgönüllülükle) görüşlerini kendi adlarına değil, bütün camiaları adına ifade etmişlerdir. Sonuçta hem fikir hem yazı dili alanında başarılı olunmuştur.
Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Ekim 2012 15:26 ) Devamını oku...
 

Türklük Bilimi Araştırmaları Makale Takip sistemine geçti.

e-Posta Yazdır PDF

Türklük Bilimi Araştırmaları ULAKBİM'e bağlı dergiparkta makale takip sistemine geçmiştir.

Dergiye http://dergipark.gov.tr adresinden ulaşıp hakem, yazar ve okuyucu olarak abone olabilir, makalelerinizi gönderebilir, hakemlik yaptığınız makaleleri belirtilen adresten takip edebilirsiniz. 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Ağustos 2017 11:02 )
 

TÜRKLÜK BİLİMİ ARAŞTIRMALARI Sayi 26

e-Posta Yazdır PDF

“MOZAİK”ÇİLİK

II. Meşrutiyet’in 100. yılı yaşanırken, Türkiye Cumhuriyeti bir yol ayrımına gelmiştir.

II. Meşrutiyet, Batı Türklüğünü demokratik hayata hazırlama ba-samağı olmuştu. Bu yönüyle II. Meşrutiyet, bir diriliştir. Ancak hazırlayı-cı aydın kadrosu, bu rejim sayesinde, Müslim-gayrimüslim kitlelerin ku-caklaşacağı görüşünde idi. Onlara göre halkları birbirine düşüren, “İstib-dat” yönetimi idi. “Müstebit” padişaha suikast düzenlemiş bir Ermeni te-röristi alkışlayan Türk aydınları vardı. Hatta Girit’teki Rum isyanını des-tekleyen “Jön”ler vardı. Çünkü “İstibdat varken uhuvvet (kardeşlik) ola-maz”dı… vs. vs...

Bu parlak yaldızlı/yıldızlı ambalaj ile servis edilen propaganda öy-lesine etkili oldu ki Sultan II. Abdülhamit aleyhtarlığı XX. asrın ilk yılla-rındaki aydınların ortak tavrı hâline geldi.

II. Meşrutiyet’le İstibdat devrildi. Anayasal (Meşrutî) dönem baş-ladı. Hürriyet ilân edildi, “müsavat” kabul olundu, “adalet” sağlandı.

Ancak Meşrutiyet idaresinin bu “vasıta ilkeler”den beklediği “uhuvvet”ti. “Uhuvvet” (kardeşlik) sağlanabildi mi?

II. Meşrutiyet’in ilk günlerindeki yayın organları, imam-haham-papaz kucaklaşması fotoğraflarıyla doludur. Fakat çok geçmeden papaz, imamın sakalını eline doladı. 1911’den 1914’e doğru gidildikçe takke düştü kel göründü ve devletine sadakatte kala kala Türk ve bir avuç dostu kaldı ortada. Çünkü en başından beri farklılıklar vurgulanıyordu. Ayrılık vurgulanarak beraberliğe varılamayacağı düşünülmüyordu.

Fanusu kırıp tekrar birleştirmek mümkün değildir.

II. Meşrutiyet’in 100. yılında yine aynı şeyleri yaşıyoruz.

“Mozaik”çilikle başlayan propaganda, beklenen sonucu verdi.

 

Bugün Cumhuriyet’le hesaplaşılıyor.

Kimileri açıkça, kimileri lâfı dolaştırarak bütün toplumsal sorunları Atatürk’e, onun “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişine bağlıyor. Kafa-ların arkasında ve bilinçaltında Türk’ü sevmemek var! Hazmedilemeyen, devlet adının Türk’e nispeti/mensubiyetidir.

Bu tespiti açıkça yapmak gerekir.

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk denir.” tarifine Türk’ten başkasını inandırma, Türk olma şerefini paylaşma arzusu, bek-lenen sonucu verememiştir.

Ama Türkiye Cumhuriyeti idarecilerinin yıllarca ısrarla uygulaya-rak başardıkları yegâne proje vardır: Azınlıklar yaratmak! “Devlette de-vamlılık” düsturu yalnızca bu konuda sahiplenilmiş, iktidardan iktidara devredilmiştir.

Ağzı olan konuşuyor; ağzını açan 72,5 etnik unsur sayıyor, Türk’ü de buçuk yerine koyuyor.

Ağızlar artık laçkalaşmıştır.

Terör lehine fiilî bir durum yaratılmıştır.

“Üniter devlet” kavramının içi boşaltılmıştır. Üniter devlete bağlı-lık vurgusunun hiçbir önemi kalmamıştır. Bu, ancak safları kandırmanın bir yoludur.

Çünkü ayrılık vurgulanarak birliğe varılamaz!

Fanusu kırıp tekrar birleştirmek mümkün değildir.

Bütün bu gelişmelerden Türkiye’deki Türklük Bilimi çalışmaları nasıl etkilenecektir?

Toplumu derinden sarsan siyasî olaylar, hukuk sisteminden başla-yarak bütün sosyal bilimleri etkiler.

Gerçek bilim adamı hüviyetiyle çalışanlar, siyasî oluşumlara kayıt-sız kalamazlar, fakat asla onlara esir olmazlar, onları tahlil ederler. Bilim adamı, sokağa ve siyasete teslim olamaz. Sokakta ve siyaset sahnesinde cereyan edenler, güne ne kadar hâkim olursa olsun, bilim günün karanlı-ğından bile yarına ışık taşır. Türklük Bilimi Araştırmaları, daima bu gay-ret içinde olacaktır.

9 Eylül 2009- Ankara

Nâzım H. POLAT

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Şubat 2011 11:55 )
 

TÜRKLÜK BİLİMİ ARAŞTIRMALARI Sayi 27

e-Posta Yazdır PDF


27. Sayımızda, 

Bilindiği gibi, Türkçe, sadece Türkiye coğrafyası ile sınırlı olan bir dil değildir.  Türkiye sınırlarının ötesinde, uzak Asya ve Transkafkasya'dan Avrupa'ya ve Sibirya'dan Akdeniz'e kadar çok daha geniş coğrafyalarda Türkçe dili ve dialektleri bulunmaktadır.  Bu gerçek, iki önemli noktayı işaret eder.  Bunlardan ilki, Türkçe dilinin Türkiye'de ulusal anlamlar içerisinde kullanımı ile ilintilidir.  Diğeri ise, kaçınılmaz olarak, daha geniş coğrafyalarda Türkçe'nin tek dil haline getirilmesi ve bu amaçları karşılayabilmek için temel form ve yapısının şekillenmesi adına doğrudan veya dolaylı olarak yürütülen akademik ve bilimsel çalışmalar ile ilintilidir.  

Bu özel sayıda, Türkiye Türkçesi'nin diğer coğrafyalardaki kullanımına bir omurga teşkil etmesi sebebi ile, bir kez daha Türkiye Türkçe'sinin kullanım sorunları ile birlikte, ulusal kullanımı ve öğretimini konu edindik.  Ne yazık ki, daha geniş coğrafyalarda yapılan Türkçe Öğretimi'ne ilişkin çalışmaları burada toplamak yer ve zaman olarak mümkün olmamaktadır.  Dolayısı ile, bu konunun, bir başka özel sayıya havale edilmesi zorunlu oldu.   

Türkçe Öğretim konusunda yeniden özel bir sayı çıkarmayı uygun gordük. Çünkü, yedi yıl önce yayınladığımız “Türkçe Öğretimi” özel sayısından bu tarafa, “Türkçe Öğretimi'inin” benzer temel sorunlarının değişmeksizin devam ettiğini gördük.  Bunun önemli bir nedeni, ekonomik olarak dünya ekonomisine entegrasyonumuza paralel olarak, ulusal olan sosyal ve kültürel yapımızın da küreselleşmeye bağlı olarak baskı altına alınmasıdır.  Sadece ekonomik üretim ve tüketim ile sınırlı kalmaksızın, sosyal ve kültürel olarakda bilginin üretilmesinde, küre gittikçe tek merkezli bir hal almaya başladı.  Özellikle soğuk savaş döneminin ardından, Amerikan egemenliği olarak görülen tek kutuplu politik ve askeri hakimiyetle karşı karşıya kaldık.  O gün bu gündür, içerisinde sosyal ve kültürel olarak var olduğumuz küre, her anlamda ve sürekli olarak tekelci bir yapıya doğru evrildi.       

Tekelleştirilerek yönetilen kürenin içerisinde, insanoğlu küresel sosyal ilişkilerin bir parçası oldukça daha da pasifleşmek durumunda kaldı.  Küresel ilişki ağları tek bir örümceğin ağına benzetilebilir; yapışkan ve bağlayıcı.  Kürenin her bir köşesindeki her bir hareketimiz, bu örümcek ağı tarafından kontrol ediliyor gibi. İsteyen bunu “paranoya” diye görme miyopluğu ile övünebilir / oyalanabilir.  Fakat, biz, kürenin tekelci ve kontrolcü yapısı ile dilimiz arasındaki geriletici ilişkinin varlığına ışık tutmaya devam etmeliyiz.  

Burada çok daha fazla detaya girmeden, kürenin, ulusal dilleri küresel kültürel oluşum lehine, özellikle de İngilizce lehine farklılaştırma yönündeki baskılarının alenen göründüğünü söyleyebiliriz.    Bir başka ifade ile, küresel baskı doğrudan yazılı veya sözlü formlarda dil aracılığı ile taşınan kültür üzerindedir.  

Küreselleşen ilişkilerin baskısı ve devlet görevlilerinin ulusal dillerin birliğinin küreselleşme baskısına karşı korunması yönündeki beceriksizliği ve direnç ve niyet eksikliği, özellikle İngilizce konuşulmayan coğrafyalarda, ulusal dil formlarının daha da zayıflamasına neden olmaktadır. Ayrıca, küreselleşmenin  ulusal coğrafyalardaki diğer etnik diller için politik ortam hazırlaması nedeniyle, ulusal dil birliği, devletin uyguladığı politikalar aracılığı ile de yavaş yavaş terkedilmektedir.  Bu anlamda Türkçe'nin önemli savunucularından Karamanoğlu Mehmet Bey’in ruhu incitilmiştir.

Belli ki yeni şekillenen küresel koşullara bir uyum sürecindeyiz. Sadece Türkiye için değil, yazarak veya sözlü olarak Türkçe anlaşan daha geniş coğrafyalar için, Türkçe dilinin temellerini kurma ve öğretme sorumluluğu ve görevi ile yüz yüzeyiz.  

Öyle görünüyor ki, söz konusu görev ve sorumlulukları başarmamız için uzun bir sürecin başındayız.  Türkçe Öğretim, Türkiye'de henüz 1980'li yılların ilk yarısından sonra akademik bir mesele olarak görüldü.  Üniversiteler içerisindeki akademik bölümler, kesinlikle Türkçe'yi anlamamıza, çalışmamıza ve öğretmemize yardımcı olacaktır.  İlk çıkardığımız Türkçe Öğretimi özel sayısı olan 13. sayı ile son özel sayımız olan 27. sayıyı karşılaştırdığımızda bunun doğru olduğunu özellikle görüyoruz. Şu an, daha fazla detaylar üzerinde çalışıyor ve ortak kabüllerimizi eskiden olduğundan daha çok noktada tespit ediyoruz. 

Türkçe Öğretim alanında yayımlanan çalışmaların artan çokluğunu ve çeşitliliğini gururla izliyoruz.Tanzimat yıllarına kadar iletişim vasıtası büyük ölçüde şiir olan Türkçe, bu tarihlerde nesir kanadını da güçlendirmeye başlamıştır. Bugün artık taşıyıcı kanat nesir ve bilhassa romandır. Bu kaçınılmaz ve beklenen bir durumdur.  Sadece 2009’da yayımlanan yeni roman sayısı (238) bile, romanla tanışıklığımızın 100. yılında ulaştığımızdan daha fazladır.

Bütün bunlar tek cümle ile özetlenebilir:

“Ses bayrağımız” Türkçemiz, yükseliyor, yükselecek!

Dergimiz, Türklük Bilimi Araştırmaları  da kurulduğundan bu tarafa aynı hızla yükseliyor ve temel bilimsel ve akademik gereklilikleri hızla yerine getiriyor.  TUBAR, 24. sayıya kadar sadece Sosyal Bilimler Veri Tabanı (ULAKBİM) tarafından taranıyordu.  25. sayıda uluslararası Modern Language Association (MLA) dizini ile uluslararası olduk. Sonra, 26. sayıda uluslararası bilim çevrelerinde önemli itibarı bulunan Academic Complete Search (EBSCO)’ün listesine alınarak tam metin halinde taranmaya başladık. 27. sayı ile birlikte, uluslararası Sociological Abstracts (CSA) ve Linguistics and Language Behavior Abstracts (LLBA) adlı iki önemli dizinde daha yer almaya başladık.   Özetle ve gururla söyleyebiliriz ki, Türklük Bilimi Araştırmaları dergisi, şu anda beş dizin tarafından taranmaktadır.  Heyecanımız ve sorumluluk anlayışımız, kalbimizi ve aklımızı esir aldı.  Bütün gücümüzü ve ve heyecanımızı TUBAR'ı Akademik dergilerin zirvesine taşımak için adadık. Hiçbir çıkar gözetmeksizin. 

Sizlere daha güzel ve daha olgun sayılarla ulaşabilmek dileği ile...  

April 15, 2010- Ankara

Nâzım H. POLAT

Editör

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Şubat 2011 11:55 )
 

TÜRKLÜK BİLİMİ ARAŞTIRMALARI Sayi 28

e-Posta Yazdır PDF

TÜBAR ve TÜRKLÜK BİLİMİ

Uluslararası dergi olarak, TÜBAR, günden güne, Türkoloji çalışmalarındaki akademik yerini güçlendirmekte ve yayım kuruluna uluslararası akademisyenleri katmaktadır. Uluslararası altı dizin tarafından taranması, bu seviyenin göstergesidir. TÜBAR, aynı yolda artık son dönemece girmiş bulunuyor.

Türklük Bilimi çalışmaları, bir bilim alanı olarak Avrupa’da doğmuştu. İlk önemli merkez Fransa iken sonra Sovyetler Birliği öne çıktı. Almanya’da hatırı sayılır çalışmalar yapıldı. Fakat II. Dünya Savaşı’ndan  –özellikle 1960’lı yıllardan itibaren– Türklük Biliminin merkezi Türkiye oldu. Bu çok iyi bir sonuç olmakla birlikte doğal, olması gereken bir sonuçtur da.

Türkiye’deki Türklük Bilimi çalışmaları, Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra yeni bir aşamaya varmıştır. Daha önceleri çoğunlukla Batı Türklüğünün kültür hayatıyla uğraşan Türkiye Türkolojisi, bu yeni dönemde öncelikle mekânını genişletti. Daha sonra, uluslararası çalışma alanı durumuna gelmiştir.

Peki, bugün Türklük Bilimi çalışmaları ne hâldedir?

Bu soruyu hiç olmazsa on yılda bir sormak, durum muhasebesi yapmak gerekir.

Dergimiz TÜBAR, bundan sonraki bir sayısını Türklük Bilimi’nin sorunlarına ayırmak, teorik (kuramsal) meseleler üzerinde yoğunlaşmak arzusundadır.

Daha güzel, daha olgun sayılarla buluşmak dileği ile…

Kasım 2010- Ankara

Nâzım H. POLAT

 

Son Güncelleme ( Salı, 31 Mayıs 2011 13:01 )
 
Sayfa 1 > 2

BASILI DERGİ

ISSN 1300-7874

ELEKTRONİK DERGİ

ISSN 2564-6915